"... Kelimelerin okyanusuna kendinizi daldirin ..."
Hz. Bahaullah'in
Araştırma
İleri /detaylı araştırma

Kategorie
  Bahai
   Bahai çalışma konuları
   Bahai Emri yazıları
   Derlemeler
 

Hayatı Yaşamak


Hayatı Yaşamak



"En büyük şey "Hayatı Yaşamak" tır. Öyle yaşamak ki; tüm yaşantımızı Bahai Ruhu ve Bahailiğin kutsal öğretileri ile dopdolu tutmak, gerek karakterimiz, gerek çalışmamızla bizde herkesten farklı bir sevinç, güç, sevgi, temizlik, parlaklık ve verimlilik bulması ve madde dünyasının insanlarından ayırt etmesi ve tüm insanlardan bizdeki bu yeni hayatın tılsımını merak etmelerini sağlamaktır. Bencillikten tamamıyla sıyrılıp kendimizi Allah 'a adamalıyız ki her gün ve her anımızla yalnızca Allah 'ın arzuladığını O 'nun arzuladığı şekilde yapmayı isteyelim. Bunu samimiyetle yapabilirsek tam bir birlik, beraberlik ve uyum içerisinde oluruz. Uyumun olmadığı yerde gerçek Bahai Ruhu eksik demektir. Kendi hayatlarımızda bu değişikliği, bu yeni güç, bu karşılıklı sevgi ve uyumu göstermedikçe Bahai öğretileri sadece bir isimden ibaret kalır."

(Hz. Şevki Efendinin 14 Şubat 1925 tarihinde bir Bahai Ahbaba yazdığı mektuptan alınmıştır.) ламода Украина



"O yüce Sevgilinin sık sık tekrarladığı bir söz vardır:

"Ahbapların her biri, kendi kendine, bu inancımızın öğretilerinden sadece bir tekini tam bir imanla, kendini vererek, sebat ve azimle, tümüyle ve sonuçlarıyla yürütür ve bunu hayatının bütün işlerinde ve devamında kendine örnek edinirse; bu dünya bambaşka bir dünya olur ve bu dünyanın yüzü Ebha Cennetinin ışıklarını saçmaya başlar. Düşününüz ki, O Şefkatlinin izindeki sevgililer gerek tek başına, gerekse birlikte yeteneklerini kullanarak O Yüce Kalemden akan öğütler ve yalvarılarıyla hareket etseler ne şaşılacak değişiklikler meydana gelebilir." Lamoda.ua

(Hz. Şevki Efendi 'nin, 12 Ocak 1923 tarihli İran Bahailerine yazdığı Farsça mektuptan tercümedir.)



"Hz. Bahaullah ve Abdülbaha 'nın sözlerini dikkatle ve içtenlikle okuyup tüm düşüncenizi o yöne verirseniz, daha önce bilmediğiniz gerçekleri bulacak; dünyanın büyük düşünürlerini bile şaşırtan problemleri görebilme yeteneğine sahip olabileceksiniz."

(Hz. Şevki Efendi 'nin 30 Ocak 1925 günlü mektubundan.)



"Biz Bahailer kendi aramızda yürekten bir birlik sağlayamazsak, Hz. Bab 'ın, Bahaullah 'ın ve eziyet çektikleri asil amacı anlamamıza imkan olamaz.

Bu yürekten birliği sağlamak için Hz. Bahaullah ve Abdülbaha 'nın tekrarladıkları esas sudur: "Dikkatlerimizi, kendimizin değil de başkalarının kusur ve başarısızlıklarına teveccüh etmekten sakınmak gerekir. Her birimiz sadece tek bir hayattan sorumluyuz; o da kendi hayatımızdır. Hiç birimiz Gökten inmiş melek gibi kusursuz olamayacağımız gibi, kendi hayat ve karakterimizi düzeltme ve doğrultma görevi tüm dikkatimiz, isteğimiz ve enerjimizle yapılmalıdır. Eğer kendi dikkat ve enerjimizi başkalarını doğru yola getirme ve hatalarını düzeltmek için kullanıyorsak değerli zamanımızı boşa harcıyoruz demektir. Bizler tarlasını süren çiftçiler gibi sabanını her zaman doğru tutması gerekli olan ve bu doğrultuyu kaybetmemek için gözü her zaman kendi amacında ve aklı kendi işinde olması gereken kimseleriz. Bunu bırakıp şu veya bu ne yapıyor, tarlasını nasıl sürüyor diyerek tenkit eder sağa sola bakmaya başlarsak tabiidir ki kendi doğrultumuz şaşar ve kendi tarlamızı eğri sürmüş oluruz."



Bahai öğretileri başka her şeyden çok bir konu üzerinde önemle durur bu da başkalarında kusur aramak ve kuyusunu kazmaktan sakınmak ve bunun yerine kendi kusurlarımızın köklerini arayıp bulmak ve kendi başarısızlıklarımızı yenmek için çalışmak baslıca amaç olmalıdır. Eğer biz Hz. Bahaullah 'a, Abdülbaha 'ya ve sevgili Velisi 'ne bağlılığımızı göstermek istiyorsak bu açık öğretilere karşı olan sevgimizi ve itaatimizi de belirtmemiz gerekir. Bağlılığı belirtmek için ne yaltaklanma ne de sıcak sevgi gösterileri bu öğretilerin ruhuna uygun yaşamanın yerini alamaz. Onların istediği kelimeler değil işlerdir."

12 Mayıs 1925 tarihli Hz. Şevki Efendi 'nin bir Bahai şahsa yazdığı mektuptan alınmıştır.



"Bir başka kişiyi kurtarmak için yalan söylemenin doğru olup olmadığı hakkında bir soruya cevap olarak, hangi şartlar altında olursa olsun yalan söylememeniz gerektiği ancak yardım için daha meşru bir yoldan yardım etmeye gayret etmemiz gerektiğini ifade etmiştir. Tabiatıyla bize doğrudan doğruya sorulmadıkça hemen açıklamada bulunmak gerekmez."

21 Aralık 1927 tarihinde Hz. Şevki Efendi 'nin bir şahsa yazdığı mektuptan alınmıştır.



"Bu dünyanın esaslı bir özelliğinin de güçlükler ve sıkıntılar olduğunu ve ancak bunları yenmekle kendi ahlaki ve ruhani gelişmemizi sağlayabileceğimizi de unutmamak gerekir. O 'nun söylediği gibi kederler toprakta ekin için açılan izler gibidir. Ne kadar derine inersek elde edeceğimiz verim o kadar güzel ve büyük olur."

5 Kasım 1931 tarihinde Hz. Şevki Efendi tarafından yazılan bir mektuptan



"Her yeni gün yeni gerekler getirir. Başlangıçta, Emrin şehitler vermesi, Tanrı 'nın haberlerini yaymak ve inançlarını belirtmek için türlü eziyet ve işkencelere katlanacak insanlara gerek vardı. Ancak o günler artık geçmiştir. Bugün artık Emir için ölmesi beklenecek şehitlere gerek yoktur, şimdi istenilen emri bütün dünyaya yayacak ve öğretmeyi arzu edecek ve bunun için çalışacak insanlardır. Bugün, öğretebilmek için yaşamak, o eski günlerin şehitliği gibidir. Önemli olan bizi harekete geçiren ruhtur, yoksa o ruhun anlam bulduğu hareketler değil. Ve bu ruh da Tanrı 'nın Emrine canımız ve kalbimizle hizmet edebilmekten ibarettir."

3 Ağustos 1932 tarihli Hz. Şevki Efendi 'nin Bahai bir bireye yazdığı mektuptan alınmıştır. 1932 tarihli, 68 nolu "Bahai News"da yayınlanmıştır.



"Kendini adayanların bu gibi esirgemezlikleri sonucu o büyük yapının tamamlanması ve o yurtta Emrin ruhu ve öğretilerinin bir odak noktası olması; oradan yayılan rehberlik ışığının baskı altındaki insanlık kalbine sevinç ve umut saçmaya önderlik etmesi içtenlikle arzulanır."

30 Kasım 1932 tarihli Hz. Şevki Efendi 'nin bir Bahai 'ye yazdığı ve "Bahai News" 77 sayılı baskısında yayınlanan bir mektuptan



"Zamanımızı Emrin hizmetine mi yoksa diğer özel görevlerimize mi ayırmak gerektiği konusu hakkında Hz. Şevki Efendi 'nin yaptığı öneri, başka birçok ahbaba hem Hz. Bahaullah hem de Hz. Abdülbaha tarafından da yapılmıştı. Bu konu Akdes Kitabı 'nda, emrin bir yerde yücelmesi için her Bahai 'nin hizmet etmekle görevlendirmiş olması ve yine aynı kitapta her kişinin topluma yararlı olacak biçimde çalışmakla görevlendirilmiş olmasının bir uzlaşması yoluyla çözümlenmiştir. Levih 'lerin birinde Hz. Bahaullah, bu günün gerektirdiği tarafsızlığı en yüce biçimde yerine getirmek için bir meslekle ilgili olmak ve kendine yeterli geçim sağlamak gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle, iyi bir Bahai, zamanını hem maddi gereklere, hem de emrin hizmetine verebilecek bir biçimde zamanlayıp ayarlayabilen bir kişidir.

21 Şubat 1933 Tarihli Hz. Şevki Efendi tarafından bir Bahai ahbaba yazılan mektuptan



"Geçmişteki bütün dinler evrensel niteliktedir" diye buyurmuştur Hz. Bab Beyan kitabında. Bu amaca erişememelerinin tek nedeni, o dini kabul edenlerin beceriksiz ve yeteneksiz olmalarıdır. Yeni Devrin Müjdecisi 'nin açıklanmasından sonra geleceği hakkında da kesin söz verilmiştir; bu din evrensel olacak ve dünyanın tüm insanlarını kapsayacaktır. En sonunda başarılı olacağımızı gösteren bir işarettir bu. Ancak bizler kendi beceriksizliklerimiz, eksikliklerimiz, kusur ve bencilliklerimizle Emrin yayılmasına gereği kadar önem vermemekle bu idealin gerçekleşmesini geciktirmez miyiz? Bunun anlamı ne olur? Bunun anlamı şudur ki, böyle bir geciktirme bizi Tanrı huzurunda sorumlu kişi yapar, ırk ayırımları yine ters aykırılıklarını sürdürür, harpler kısa sürede önlenmez, insanlığın dertleri uzar gider."

20 Şubat 1932 tarihli Hz. Şevki Efendi 'nin ABD ve Kanada Milli Ruhani Mahfillerine yazmış olduğu bir mektuptan



"Tanrı'nın seçilmiş kişileri olan sizler, içinde yaşadıkları toplumun bozuk düzen yaşamına çevrelerindeki amaçsız insanların ahlâk çözüklüğü ve umursamaz tavırlı görünümlerine bakmamalıdırlar. Başkalarına oranla az bir üstünlük veya az farklı bir iyilik de yeterli olmamalıdır. Bunun yerine gözlerini daha soylu yüksekliklere dikerek O Yüce Kalemin öğütleyen ve yönleyen yazılarını en yüksek amaç olarak kabullenmelidirler. O zaman aşılması gerekli ne kadar çok engeller olduğu ve arzulanan sonucun ne kadar uzakta bulunduğu hemen anlaşılacaktır. Bu hedef Tanrısal erdemler ve üstün özelliklerin bir örneğini amaç edinmekten başka bir şey değildir."

30 Ekim 1924 tarihli Tahran Ruhani Mahfiline yazılan bir mektuptan alınmıştır.



"Bu emre karşı duyduğumuz sevgi ve saygıyı insanlığın en yüce yararına yöneltecek iş ve uğraşılara çevirmek bizlerin hem hakkı, hem de önemli bir görevidir.

Bir ahbaba yazılan 20 Kasım 1924 tarihli bir mektuptan

"Düşününüz! Vasiyetnamede olsun, Kutsal Levih 'lerde ve yazılarda olsun, nasıl bir doğruluk, iyi niyet, hoşgörü, bozulmazlık, Tanrı 'dan başka her şeyden sıyrılma, madde dünyasına ait her şeyden arınma ve Ulvî değerler ve örnek kişi olma gibi üstün niteliklerle bezenmiş olmamız Tanrı 'nın tüm sevgililerine buyurulmuş, öğütlenmiş ve üstelenmiştir. Öncelikle ve en önemlisi, kişinin kendi kalbini ve hareketlerini arıtmak için her yolu denemesidir, bu yapılmadıkça herhangi bir girişimde bulunmak hiçbir sonuç vermez. Yine, her kişinin iki yüzlülük ve körü körüne taklitçilikten kaçınması gerektir, çünkü bu gibi davranışların kokusu etrafa tez yayılır. Bundan başka, ahbaplar, Tanrı 'yı anma, düşünme, bağlılık ve dualarını zamanında yapmalılar ve bilmelidirler ki Tanrısal cömertlik ve desteklemesi olmayan işlemlerin hiçbiri gereği kadar gelişip güçlenemez. İçten bir sevgi, doğruluk ve hareketlerdeki saflık kadar insanın ruhuna etki yapan başka bir şey düşünülemez. Bu özellikler, her inanç sahibi kişinin her gün bunlar için çaba göstermesi sonucu ancak elde edilebilir..."



"Her şeyden önce, Tanrı 'nın sevgilileri, soylu davranışları ve karakterleri ile, sonra da bunları gösterme ve ispatlamalarının gücü ile Tanrı 'nın geleceğine işaret ettiği şeyin bir gün olacağını, şimdiden gelişmekte olduğunu, göstermelidirler. Gerçekten, hizmet alanındaki yarışa yüce ruhlu kişiler el atmadıkça, insan topluluklarında parlak bir şekilde ışımadıkça, dünyanın aydın insanları gözünde bu Emrin gerçekliğini ispatlamak bir hayli güç olur. Buna karşılık, Tanrı 'nın sevgilileri iyi karakter ve erdemlerin temsilcileri olurlarsa, ne sözlere ne de tartışmalara gerek kalmaz; kişilerin kendi hareketleri, düşüncelerine açıkça tanıklık yapar ve soylu davranışları Tanrı 'nın bu Emrinin tutuculuğunu, birleşmesini ve parlamasını sağlar."

Hz. Şevki Efendinin 19 Aralık 1923 günü, Doğu Bahailerine yazdığı bir mektuptan çevrilmiştir.



"Bahai toplantılarında, özellikle Konvenşın gibi böyle önemli bir toplantıda, bu kadar çok olumsuz güçlerin bulunabilmesinin O 'nun için ne kadar üzücü olduğunu söylemeye gerek yoktur. O yüce kişinin ahbaplar arasında birlik, beraberlik ve uyum öneren sözleri çok tekrarlanmış ve söylenmiştir, bunlar dikkatle ve düşünerek şimdi daha çok hatırlanmalıdır. Bencillik ve aç gözlülük sonucu ortaya çıkan uyumsuzluk ve çekişme kadar Emrin ruhuna karşı gelen başka bir şey yoktur. Her gerçek inanç sahibinin davranışları, benlikten uzak ve tarafsı bir tutumda olmalıdır. Ahbaplardan her biri tek tek bu nitelikleri yaşamlarına uygulamadıkça ilericiliğimizden umut kalmaz. İşte, şimdi düşünce ve hareket birliğini en gerekli olduğu andır. Sendelemekte olan düşeceği karışıklık ve güçlükler arsında, Yüce Emrin yeni bir gelişme dönemine girmekte olduğu, yönetimin birleşmekte olduğu bu günlerde tüm ahbaplar iç kavgacılara karşı birleşik bir cephe kurmalı ve tamamen silinmedikçe, işimize çok zararlar verebilecek bu güçlerden sıyrılmaları gerektir."

24 eylül 1935 tarihli bir mektuptan.



"Özellikle O yüce kişinin suudundan sonra birçok haberleşme yazılarında Yönetimin esasları ve kuralları açıkça ve belirgin bir şekilde belirtilmiş olduğu halde; ülkenizdeki en yüksek yönetim organlarının yetkililerinin bu ölçüde bir kıyaslama yaparak böyle bir farklılık ve yanlış anlamaya yol açmış olmaları acı ve üzüntüyle karşılanmıştır. Bu gibi güçlükler hemen ve gayretle kontrol altına alınmazsa, Emrin vücuduna hesapsız zararlar verebilir ve yalnızca akımı geciktirmekle kalmayıp dünyadaki esprisinin etkinliğini yok eder. Bütün bu güçlük ve anlaşmazlıkların kaynağı derinden ve tarafsız bir görüşle incelenecek olsa, bunun bencillik ve egoizm duygularından geldiğini görebiliriz. İşte bu zehirli duyguları tamamen yenemedikçe Emrin yönetim mekanizmasının etken bir çalışma ve ilerlemeye sahip olma umudunun bulunmayacağını anlarız."

Hindistan ve Burma Milli Mahfillerine yazılan 9 Mayıs 1934 tarihli mektuptan



"O, bir taraftan yolunuzdaki engelleyici güçlükleri cesaretle karşılamak ve yenmek için size öğütleyip yöneltirken, aynı zamanda siz yenik düştüğünüz hallerde bile başınıza gelenler ne olursa olsun hoşnut kalmayı bilmenizi ve İlâhi Vasiyetnameye uysallıkla bağlı kalmanızı ister.

Dertlerimiz, üzüntülerimiz, deneylerimiz ve çabalarımız bazı durumlarda giyimini değiştirmiş nimetler gibidirler. Onlarla Tanrı 'ya daha çok güvenir ve inanırız, Onlarla Tanrı 'ya daha çok yaklaşırız."

28 Nisan 1936 bir mektuptan



"Yokluklar, sıkıntılar ve acılar giyimini değiştirmiş nimetlerdir ve bunlarla ruh kuvvetimiz harekete geçer, arınır ve yükselip soylulaşır." demiyor mu Hz. Bahaullah? Bu nedenle bütün maddesel güçlüklerin Emrin yolundaki çalışmalarımızı engelleyemeyeceklerine inançlı kalınız; kalbimize güçlü bir hız vererek kendi yararına daha iyi ve daha üstün hizmet etmesini söyleyiniz."

22 Kasım1936



"Kişisel gayret gösterme, gerçekte Tanrı 'nın emrini tanıma ve kabul etmede önemli bir ön gerektir. Kutsal duyguların ölçüsü ne denli yüce olursa olsun, akıllı ve güçlendirici davranışlar ile kişisel destek verilmediği sürece kesin bir etkenlik kazanamaz, gerçek ve yaşayan bir üstünlük sağlayamaz."

27 şubat 1938



"İlk bakışta büyük ölçüde önemli ve yenilmez bir görünümde olsa bile, hastalık ve diğer dış güçlükler gibi engeller etken bir biçimde alt edilebilir ve edilmelidir. Bu amaç için, kararlı ve devamlı gayret ve duaların desteği birlikte yürütülmelidir. Bu nedenle değil midir ki hem Hz. Bahaullah hem Hz. Abdülbaha tekrar tekrar zaferin ilâhi ve görünmeyen sahiplerinin kendi isimleri için kahramanca ve inançla çalışanlara güç vereceğini söylemişlerdir. Bu güvence, gerçekten size her türlü değersizlik bilinci, hizmet etme yetersizliği ve Emir için çalışmalarınızı engeller gözüken iç ve dış sınırlamalar gibi duygularımızı yenecek güçtedir. Bu nedenle sevinç dolu yürekle ve tüm gücümüzle yapacağımız katkılar ile sevgili Emrimizin daha geniş yayılması ve daha büyük ölçüde birleşmesi için ayağa kalkmanız gerekir.

Öğretim olsun, yöneticilik olsun hangi hizmet dalında çalışmayı seçerseniz seçiniz, asıl önemli olan sebat etmektir. Sınırlayıcı etkenlerin sevinç ve candan çalışmalarınızı engellemesine ve azaltmasına izin vermeyiniz.



Deney ve acılarınız ne kadar büyük olursa Emre kendinizi adamanız ve bağlılığınız o kadar güçlü olur. Çünkü, Tanrı kendine hizmet edenleri sürekli acılar ve denemelerle sınar; bu nedenle, bunlara giyimini değiştirmiş nimetler ve inayetler diye bakmalı; Tanrısal anlamı ve Yüce amacı tam bir bilinçle anlamak için önümüze çıkarılmış fırsatlar olarak bilinmelidir.

"Ahlâk derslerinin öğretimi hakkında.. "Emrin Velisi, bu konunun son derece önemli olduğunu ve bu derslerin okula devam eden gençler tarafından güçlü bir biçimde, dikkatlice ve etraflıca incelenerek yürütülmesi gerektiğini belirtmişlerdir. 'İlâhi Adaletin Zuhuru' adlı kendi kalemlerinden çıkmış yazılarında Bahai yaşamının kuralları belirlenmiştir ve her bilinçli ve inanmış kişinin baş görevi, bu konuları ciddi çalışma ve düşünme fırsatı bulmak ve gayretle yükselmek ve yücelmek için çaba göstermek olmalıdır; bu yıl içerisinde ABD 'de yapılacak her üç yaz okulunun bu yıl ki programlarının esası da bu olmalıdır."

20 Mayıs 1939 günlü Louhelen Yaz Okulu komitesine yazılan bir mektuptan



"...daki Bahai Topluluğunda görülen olumsuz şartlar hakkındaki şikâyetleriniz için Emrin Velisi şunları beyan etmiştir:

Emrin oradaki durumunu çok yakından bilmekteyiz ancak, Emri tehdit eden engellerin türü ne olursa olsun, bunlar zamanla yenilecektir. Hiç bir durumda bunlar cesaretimizi kırmamalıdır; bu gibi güçlükler topluluğun bir kısım üyelerinin kişisel görüşleri ve yeteneksizliklerinden doğmuş olsa bile, inancınızı ve Emre bağlılığınızın temelini sarsmamalıdır. Öğreticiler olsun, yöneticiler olsun, entelektüel ve ruhani üstünlükleri yüksek olsa bile, Emrî yetki ve görevleri değerlendirmede standart bir ölçü olarak alınmamalıdır. Bu Emre inananlar ondaki öğretilere ve Emrin kurucularının hayatlarına bakarak yollarını ve ruhlarını aydınlatmalıdırlar. Ancak böyle gerçek bir tutuma bağlanmakla Hz. Bahaullah 'a bağlılıklarını devam ettirme umudunu sarsılmaz bir biçimde devam ettirebilirler. Bu nedenle, yürekli olmalısınız, yılmadan, yorulmadan gayret göstermeli, bu İlâhi Dünya Nizamını derece derece açıklama yolunda kendi payınıza düşen görevleri başarmalısınız."

23 Ağustos 1939



"İşte bize inanan kişilerden kahramanlık yapmaları gerekecek günler geldi. Onlar şimdi cesaret, fedakârlık, yılmayan bir umut ve güven göstermelidirler, çünkü toplumda dikkati bu çeker ve onları bu umutsuzca karışık ve şaşkın dünyada bu derece güven verici, inançlı ve adayıcı olma yolunda araştırma yapmaya bu yöneltir. Zamanla gelişip artarak Bahailerin özellikleri kendi yurttaşlarının dikkatini çeker. İnsanlığın yüreğini paralayan kin ve nefretin bizlerden ne kadar uzakta olduğunu göstermeli ve işleriyle sözleriyle gelecekteki insanlığın barışçı birliğine olan sarsılmaz inançlarını sergilemelidirler.

26 Ekim 1941 günlü bir mektuptan.



"Daima ileriye bakmalı ve geçmişte yapamadıklarımızı gelecekte yapabilme yollarını aramalıyız. Başarısızlıklar, sınavlar ve denemeler eğer onları doğru olarak kullanabilirsek, ruhlarımızı arıtmak için birer vesile, karakterimizi güçlendirmede yardımcı ve hizmetlerimizde daha yücelmemizi sağlayan olaylardır."

14 Aralık 1941 günlü bir mekt.



"Mektubunuzda sözü edilen noktalara gelince; bencilliğin tüm olarak ve kökünden kazınıp çıkarılabilmesi demek kusursuzluk demektir. Oysa insanların bunu tam olarak elde edebilmeleri olanak dışıdır. Ancak, benlik daima ve artarak insanın aydınlık ruhuna boyun eğmelidir. Ruhsal gelişimin gereği de budur."

19 Aralık 1941 tarihli bir mek.



Kendisine yazılan bir dilekçe üzerine, Emrin Velisi yazdığı cevapta, "Bu durumda tutulacak en tutarlı yol, her iki dindaşın da bahse konu meseleyi tamamen unutup affetmesi olmalıdır." buyurmuştur. Ahbaplar arasında çıkabilecek her türlü anlaşmazlık sonucu birbirlerine karşı bir tür Bahai davası açma yolu başlatılıp, bu bir âdet haline getirilmemelidir. İnsanlığa karşı çok kutsal görevlerimiz bulunduğundan, Emrin kendi bağımsızlığını yaygınlaştırma ve yenme çabası içerisinde bulunduğu bu günlerde, ne kendi ne de başkalarının değerli zamanlarını böyle şeylerle harcamamak gerekir. Bu nedenle, onlara söyleyiniz; tekrar barışıp birleşsinler, geçmişi unutsunlar ve daha önce hiç çalışmamış gibi hizmetlerine devam etsinler."

26 Aralık 1941 (Avustralya & Yeni Zelanda)



"Gerçekten ahbapların, gerek duyulduğunda birbirlerinin sevgisine dayanarak güçlenme ve teselli bulma yolunu tam olarak öğrenememiş olduklarını görüyorum. Tanrı 'nın Yüce Emri çok güçlü olarak bize bağışlanmıştır, ancak, bu Emre inananların bundan tam olarak yararlanamamalarının tek nedeni Emrin yaydığı bu sevgi, güç ve uyumdan nasıl yararlanabileceklerini bilememelerindendir."

"Ona verebileceğimiz öğüt, şimdilik o arkadaşınızı kendi haline bırakmak ve onun için dua etmektir. Şu anda o sizin yardımınızı istemediğine göre, siz ona içeriden yardım etmiş olursunuz."

Siz bu Yüce Emre çok değerli hizmetler vermiş bir kişisiniz ve şimdi de devam ediyorsunuz. Bu özelliğiniz sizin en büyük avuntunuz olmalıdır."

8 Mayıs 1942



"Ahbaplar birbirlerine karşı anlayışlı ve sabırlı olmalıdırlar ve bilmelidirler ki Emir halâ bebeklik çağındadır ve kurumları henüz tam olarak işlememektedir. Ahbaplar birbirlerine ve bir diğerinin kusurlarına karşı ne kadar anlayış, sevgi ve tahammül gösterirlerse, tüm Bahai Topluluğunun ilerlemesi o oranda büyük olur."

27 Şubat 1943



"Tam kusursuz olmadığımızı her an bilmeli ve bunun sonucu olarak zaman zaman Kongreler, Mahfil Heyetleri veya Komite gibi çalışmalarımızda meydana gelebilecek başarısızlıklarımıza sinirlenmemeliyiz. Bu gibi olaylar aslında yüzeyde kalması gereken şeylerdir ve zaman bunları tamamen üsteler."

17 Mart 1943



"Hepimiz aynı yolda hizmet edebilme olanağına sahip olamayız, ancak her Bahai 'nin Emri yaymada tutabileceği bir ortak yol vardır, bu da herkese örnek olabilmek olmalıdır. Bu tür bir tutum insanların kalplerini, kelimelerden çok daha derinden etkiler.

"Başkalarına göstereceğimiz sevgi, yakın ilgi, anlayış, yardımseverlik ve iyi ev sahipliği Emrin en iyi tanıtıcılığını yapar. Bu gibi özellikleri bizim hayatımızda görenler Emri duymak ve öğrenmek isteyeceklerdir."

14 Ekim 1943



"Konvenşın ' katılanların sayıca çok yüksek, ahbapların çok istekli ve inançlı bir biçimde birleşik olmalarını duymaktan son derece memnun idi. Emrin herhangi bir yerde böylece gelişebilmesi gerekli şartlar; ahbapların birleşmesi ve şahısların, aynı ailenin fertlerinin bir aile oluşturmasına yol açan fiziksel bağlardan daha kutsal ve devamlı kılan bağlarla birleşik tek ruhani aileden oldukları bilincine varabilmeleridir. Ahbaplar her türlü kişisel farklılıkları unutup Hazreti Bahaullah 'ın hatırı için kalplerini birbirlerine büyük bir sevgi ile açarlarsa, güçlerinin büyük ölçüde arttığını görecek, halkın kalbini daha kolayca kazanabilecek ve bu kutsal Emrin büyük bir hızla geliştiğine tanıklık edeceklerdir. Milli Ruhani Mahfil, bütün gücüyle ahbaplar arasındaki beraberliği geliştirecek, onların toplum hayatlarının akışını düzenleyecek yönetim usulleri hakkında eğitici görev yapacak ve bunun iyi anlaşılıp uygulanmasını sağlayacak Emrî çalışmaların ileri götürülmesinde hamle verici olacaktır."

26 Ekim 1943 (Hindistan & Burma)



"Hayat kavgası, eninde sonunda, kişinin kendi içinde başlar ve biter. Bir insanın iç dünyasına ait problemleri çözümlemede, çözülmesi güç bir durumu başarı veya yenilgiyle sonuçlandırmada hiç bir kuruluş yardımcı olamaz. Özellikle bu gibi durumlarda, kişiler bu hayatın getirdiği türlü büyük baskılar altında dağılmakta ve parçalanmaktadırlar. Bir bakarız en zayıf sandığımız kişiler birden güçlü oluvermekte, güçlü olarak tanıdığımız kişiler ise başarısızlığa uğramaktadırlar. Bizler, ancak sizin komitenizin yaptığı gibi sevgi dolu öğütler vererek Emrin iyiliği için kişiye ne yapması gerektiğini söyleyebiliriz, çünkü Emri kötülüğüne olan bir şey, bir Bahai ferdinin iyiliğine neden olamaz."

17 Aralık 1943



"Bugünkü dünyanın ihtiyaç duyduğu şey Bahai ruhudur. İnsanlık sevgiye hasrettir, peşinden gidecek bir yüce örnek aramaktadır; güç problemleri çözümleyebilecek formüller istemektedir. Bahailer, karşılaştıkları her kişiye Emrin sıcak ve yaşayan ruhunu serpiştirmelidirler. Bu ruh, öğreti ile birleşince, samimi olarak doğruyu arayanları Emrin yoluna doğru çeker götürür."

18 Aralık 1943



"Ahbaplar arasında daha yüce bir birlik gerektiğinden söz eden sorunuz hakkında Hz. Şevki Efendi 'nin görüşü şudur:

"Şüphesiz ki bu şarttır ve bunu arttırmanın başlıca yolu; dersler ve öğretiler ile Allah sevgisi ve bunun sonucunda insan sevgisi vermektir. Kendi inancımız dahil, her dinin esas temeli budur. Sevginin derecesi arttıkça birliğin büyüklüğü yücelir, insanlar birbirine karşı daha geçimli, daha sabırlı ve daha affedici olurlar."

7 temmuz 1944



"Bir Bahai olarak gelişiminizi inancınızda olduğu kadar karakterinizle de göstereceğiniz ümidindeyiz. Hz. Bahaullah 'ın tüm amacı bizlerin yeni tür bir insan olmamız; doğru, yumuşak, zeki, anlayışlı ve dürüst olmamız ve insan gelişimindeki bu yeni devirde O 'nun koymuş olduğu büyük yasalara uygun hayat yaşamamızdır. Kendi kendimize "Ben Bahaiyim" demek yeterli değildir; içten bir duyuşla, bir Bahai hayatı yaşayarak aydınlanmalı ve soylulaşmalıyız."

25 Ağustos 1944



"Ahbapların Emre karşı duygusal bağlılıkları ve yeterince olgun olmamaları pek çok yanlış anlaşılmalar olmaktadır. Bu nedenle her zaman birbirimize karşı çok sabırlı ve sevgi dolu olmalı ve Bahai ailesinde birliği yerleştirmeye çalışmalıyız. Mektubunuzda bahsettiğiniz bu nedenlerle olmaktadır ve bunun Emre düşmanlık veya samimiyetle bir ilgisi yoktur."

"Toplumda daha büyük bir sevgi ve uyum yaratmak için çok büyük bir dikkat göstermeniz ve İlâhi Emri öğretip yaymak için sebat etmeniz şarttır."

17 Ekim 1944



"Green Acre bölgesinde yaymış olduğunuz sevgi ve uyumun Emre çok sayıda yeni kişileri katmada yardımcı olduğunu sizden öğrenmek ve haberlerinizi almak bizleri son derece mutlu etmiştir. İnançlılar arasındaki bu sevgi, her şeyin üstünde, kalpleri çeken, Emre yeni ruhlar katan bir mıknatıs gibidir. Bahaullah sevgisinin ruhu Bahai Toplumlarında yayılmadıkça, öğreti ne denli kusursuz olursa olsun, sadece öğretilerle dünyanın değiştirilemeyeceği açıkça belirlidir."

27 Ekim 1944



"Ahbaplar kendi uğraşları ile araştırsalar ve yüzde yüz Bahai olma yoluna gitseler, başkaları üzerinde ne denli yüce bir etkiye sahip olacaklarını ve Emrin ne kadar hızlı yayıldığını gerçekten göreceklerdir. Dünya bugün dinde bir uzlaşma istemiyor; dünyanın istediği, yüce ve parlayan bir ideali bulmaktadır. Ahbaplar hayatlarının her yönünde; evlerinde, işlerinde, sosyal ilişkilerinde, bizim öğretilerimize ne denli uyup o tür hayatı yaşarlarsa, başkalarının kalbini o kadar kendilerine çeker ve yaklaştırırlar."



"Doğal olarak, herkese karşı iyi niyet ve yumuşak tavır takınarak, değişik ırktan insanlarla karışabildiğiniz ve onlara doğru yolu gösterebildiğiniz için çok memnunuz. Bahailer kendi öğretilerine uygun bir hayat yaşarlarsa, bir kısım insanlar karşı çıksalar bile, iyi fikirli insanlar üzerinde çok daha fazla hayranlık uyandırmış olurlar."

23 Ocak 1945



"Gerçekten, Hz. Bahaullah 'ın mesajı insanların kalbine girip onları değiştirmediği sürece, dünyadaki bugün giderek artan kararmaya bakarak, gelecekte barış ve ruh gelişimi olamayacağını iyice anlarız."



"Ahbapların tek tek ve Bahai toplum yaşamında iyi hareket etmeleri sonucu başkalarını Emrin yoluna getirmeleri O 'nun devamlı umudu ve arzusu olmuştur. Dünya bugün yüce prensipler ve idealler peşinde olduğu kadar, Bahailerin gösterebileceği ve ispatlamaları gereken parlak örneklere susamıştır."

22 Şubat 1945



"Gerek Emrin içinde gerekse dışında, tüm dünyada, halkın hayatını harekete geçirecek ve yayılacak gerçek bir ruh anlayışına ihtiyaç duyulmaktadır. İnsan hayatının esası olan bu ruh hali ve bu ruh özelliğinin yerini alabilecek ne bir yönetim kuralı ne de bir kanun vardır dünyada. Bu konuya gereken önemi vermeniz ve ahbaplara bunun büyük önemini anlatmakta yardımcı olmanızdan çok memnunuz."

25 Nisan 1945



"Bir kısım ahbaplar arsında bulunduğu görülen uyumsuzluk ve bildirdiğiniz o problem hakkında şu hususu belirtmek isterim:



"Bahai Emrinin içerisindeki kişisel ilişkilerde karanlık güçlerin içeri sızmasına meydan vermek, gelişimi büyük ölçüde tehlikeye sokar. Bu dine inanan Bahai kişilerin, Mahalli Mahfillerin ve özellikle Milli Mahfillerin en yüce görevi; bu uyumu, anlayışı ve sevgiyi ahbaplar arasında geliştirmek olmalıdır. Bütün kişiler her tür problemlerini varsa da varmasa da şikâyet konusu yapmadan bırakabilmeye hazır ve istekli olmalıdırlar. Bu Emrin iyiliği için. Çünkü dünya düzeninde en belirli eksikliği görülen sevgi, bu toplulukta yansımadıkça, halk bizleri benimsemez."

13 Mayıs 1945



"Hepsinden önemlisi, Bahai Toplumunda sevgi ve birliğin her şeyin üstünde tutulmasıdır. Çünkü bugünkü dünyanın karanlık durumunda, halkın en çok özlemini çektiği şey budur. Yaşayan bir örnek gösteremeyen kelimeler hayal kırıklığına uğramış ve maddeci bir görünüme sahip bugünün kuşağına umut verici olamaz."

20 Ekim 1945



"O 'nun rehberliğine sığındınız, işte O 'nun en içten düşüncelerini yansıtan öğütleri:

"Sizlerin arasında görülen bu uyumsuzluk Emrin gelişmesine çok zararlı bir durumdur ve sadece yeni ahbapların ilgisinin bozulmasına ve donmasına neden olur. Siz tüm özel kırgınlıklarınız unutup, uğruna her tür fedakârlık ve sadakatle bağlı olduğunuz bu Emrin korunması için birleşmelisiniz.



Bahai 'lerin geçirdikleri en büyük imtihan, belki de kendi aralarında ki ilişkilerindedir. Ancak, o Yüce Kişinin hatırı için birbirlerinin yanlışlarını görmezlikten gelip, söyledikleri ağır sözlerden ötürü özür dilesinler, bağışlasınlar ve unutsunlar. Size verebileceğimiz öğüt ve öneri bu yolda hareket etmenizdir.



Yine, sizinde, diğer ahbapların da toplantılar ve ziyafetlerden uzak kalmamanız gerektiğine inanıyorum. Şimdi Port Adelaide yöresinde istekli bir genç Bahailer gurubu var, siz onlara Bahai Toplumu içinde bulunması gerekli bulunan Bahai disiplini ve birliğinin güçlü bir örneğini gösteriniz."

18 Aralık 1945

"Ruhani hazımsızlık konusundaki sorunuza gelince: Bahailer çok yönlü, normal davranışlı ve gerek kafaca gerekse ruhça iyi dengeli kişiler olmalıdırlar. Taassup sahibi kişi görünümü vermemeli, ancak yaşamımızda prensip sahibi olmalıyız."

12 Mart 1946



"Bu dine inançlı kişilerin birlik ve beraberliği için dua edileceğinden emin olabilirsiniz, çünkü bu çok büyük bir önem taşımaktadır ve Emrin orada gelişmesi ve tüm öğreti çalışmalarının başarısı buna dayanmaktadır. Ahbapların istedikleri şey sevgidir; bu da ancak Hz. Bahaullah 'a daha büyük bir sevgi verebilmekle kazanılır. Kişisel duyguların ve fikirlerin O 'nun Yüce Emrini geriye götürmesine izin veremeyiz; biz Emrin uğruna kendimizi diğerlerine feda etmeli ve O 'nun dediği gibi, çok vücutta tek bir can gibi olmalıyız."

5 Eylül 1946



"Öğretiler uygulanmadıkça Emrin büyümesi beklenemez sözü çok doğrudur, çünkü bizim ki de dahil olmak üzere bütün dinlerin temel fikri; insanları Tanrı 'ya yaklaştırmak ve karakterini değiştirmek gibi oldukça önemli bir konudur. Öğretilerin sosyal ve ekonomik yönüne çok kere gereğinden fazla önem verilmektedir; ancak, ahlâki yöne ne kadar önem verilirse azdır."

6 Eylül 1946



"Bahai karakteri konulu bir kurs düzenlemiş olduğunuzu çok büyük bir sevinç ve memnunlukla karşıladık. Sizin kuşağın inançlı kişilerinden beklenecek en büyük görev; bir Bahai hayatı yaşamaktır. Siz yüksek ahlâk ölçülerine uygun yaşamınızla, kibarlık, doğruluk ve soyluluğunuzla Yüce Emrimizin sözlerden ibaret değil, bu inanca bağlı kimselerin kalplerini ve davranışlarını gerçekten değiştiren bir etken olduğunuzu göstermelisiniz."

19 Eylül 1946



"Özellikle gençliğin ısrarla ve devamlı olarak bir Bahai yaşamına örnek olmaya çalışması gerekir. Bugün çevremizdeki dünyada her gün daha bir ahlaki çöküntü, karışıklık, kabalık ve terbiyesizlik görmekteyiz. Bahai gençleri bütün bunlara karşı olmalıdırlar ve kendi temizlikleriyle, doğruluklarıyla, iyi ahlak, ilgi ve iyi terbiyeleriyle, genç olsun, yaşlı olsun, başkalarını emrin kanatları altına çekmelidirler. Dünya artık sözlerden bıkmıştır ve artık örnek istemektedir, ve bu görev de genç Bahailere düşer."

19 Eylül 1946



"Ahbaplar, kendilerine devamlı olarak hücum edilen askerlere benzediklerini düşünerek hareket etmelidirler. Şimdiki dünya ruhani olarak çok karanlık bir durumda bulunuyor. Nefret ve önyargıların her türlüsü dünyayı neredeyse parçalamakta. Diğer taraftan bizler, karşı güçlerin koruyucularıyız. Sevgi, birlik, barış ve birleşmenin gücünü bizler simgeleriz ve bunun için devamlı nöbette bulunmamız, tek başına da olsak, bir toplulukta da hareket etsek, bu bozucu güçlerin içimize girmemesine çalışmalıyız. Başka bir deyimle, topluluğun karanlığının bizlerde yansıyıp, bilinçsizleştirmesine yer vermemeliyiz. Birbirimize sevgi vererek yepyeni bir oluşum olmanın olgusu ile Yeni Dünya Düzeni 'nin bekçileri (Dawn breakers) olarak, devamlı olarak kendi Bahai hayatımızı canlandırmalıyız ve ön yargılarla mikroplanmış toplumun bizleri de bozmaması için devamlı olarak dua etmeliyiz."

(5 Şubat 1947 günlü, Hz. Şevki Efendi tarafından Georgia, Atlanta Mahalli Ruhani Mahfiline yazıdan bir yazıdan alınmış ve 1948 gün ve 210 sayılı "Bahai News" haber bülteninde yayımlanmıştır.)



Yüce Emir ... 'de hızla büyüyor ve yayılıyor. Orada da bu gelişme toplumun dikkatini çekecektir. Bu ise, inançlı Bahailerin üzerine büyük bir sorumluluk yükleyecektir, çünkü onlar kendi aralarında öyle bir sevgi ve birlik ruhu göstermelidirler ki, başkalarına örnek olup ta kitle halinde emre girmeye cesaret versinler. Hiçbir zaman şunu unutmamalıyız; aslında Bahai öğretileri tam bir mükemmeliyet örneğidir, ancak dünyada daha büyük bir çoğunluğun bunu kavramamış olması, bizlerin kusurudur. Bizler Hz. Bahaullah 'ın gerçeklerini yansıtan ayna gibi parlayıp, gerektiği gibi ışık saçmamız için devamlı olarak çalışmalı ve O 'nun öğretilerinin daha iyi uygulayıcıları olmalıyız.

(17 Şubat 1947)



Bizler Bahai şahısları olarak karakterimizi mükemmelleştirmek için yoğun şekilde çalışmalı ve halen yeterince anlaşılmamış bulunan Dünya Nizamının filizlenip gelişmesi ve olgunlaşması için gayret göstermeliyiz. Kutsal plan uyarınca bu mesajın yayılması ve Dünya Çapında Bahai Toplumunun yapısal bağlarını genişletmeye çalışmalıyız. Bizler sayısal olarak çok azız ama çok değerli ve sorumluluk dolu özel bir görev yüklenmiş bulunuyoruz. Tüm gücümüzle bunu yerine getirmek için gayret göstermeliyiz.

(9 mayıs 1947 de Amerika ve Kanada Mahfiline yazılmış mektuptan.)



İnsanların yuvası olan kendi evlerinde Bahai ruhunun yerleşmesi, yeniden hayat bulması ve genişleyerek artması, ev cephesinin en esaslı unsuru olan aile reisinin inançlılığıyla gelişir ve gerçekleşir. Her gün metotlu olarak buna gayret gösterip kendi evimizde gruplarla toplantılar düzenleyerek Emri kabule hazır kişilere, gruplara veya Bahailiğe yatkın kişilere ve merkezlere Emrin emrettiği yolda yardımcı olmakla, bu uğurda gereken her türlü fedakârlığı ve çalışmayı yaparak evimizin dar sınırlarını aşıp Yüce amaca doğru koşacak yeni kişilere yol açmalıyız. Giderek daha fazla insan ve araca gereken destek sağlanınca gelişmelerin daha da hızlanıp büyüyeceği şüphesizdir.

(21 Eylül 1947 de Amerika ve Kanada Mahfiline yazılmış mektuptan.)



Bir Bahai toplumunda sert sözler ve eleştiriler baş göstermeye başladığı anda hemen geçmişi bir anda bırakmak, o konu ile ilgili tüm kişilerin yeni bir sayfa açmalarını sağlamak ve Tanrı aşkı için, Emrin yüceliği için yanlış anlamaya ve uyumsuzluğa yol açan sözleri tekrarlamaktan kaçınmak gerekir. Çünkü taraflar hep kendi görüşlerinin doğruluğunu iddia eder ve tartışmayı ileri geri sürdürürlerse durum daha kötüye gider.



Dünyanın bu günkü halini gördükçe, kendi iç bozukluklarımızı unutup derhal insanlığı kurtarmaya koşmalıyız. Tüm Bahai Ahbaplarımızın bu görüşte birleşmelerini sağlamak ve her türlü eleştirici söz ve katı davranışları bırakıp Hz. Bahaullah ruhunun topluma akışını sağlamak, sevgisi ve hizmeti ile aydınlanması için bütün toplumu desteklemesini istemeliyiz.

(15 Şubat 1951 günlü bir mektuptan alınmıştır.)



Birbirlerinden komisyon alan doktorların bu hareketlerine karşı birleşip cephe alan sizlerin bu hareketini Emrin Velisi takdirle karşılamaktadır. Bahailer tüm davranışlarında ne denli soylu ve doğru hareket ederlerse toplumu o derece etkiler ve kendi inançları olan Emre o kadar yaklaştırırlar.

(10 Ekim 1953)



Sormuş bulunduğunuz soruya cevap olarak açıklayıcı şu bilgiyi vermek isterim; öz benlik (nefis) aslında iki anlama gelen bir kelimedir. Birincisi Tanrı 'nın yaratmış olduğu şahsın kişiliği anlamında kullanılandır. Bu anlam, "Öz benliğini bilen kişi Tanrı 'yı da bilir." cümlesinde geçen anlamdır. Diğer anlamda ise öz benlik; hemen herkesin hayvansal kalıtımından gelen karanlık, bencil duyguları anlatır. Bu, bencillik canavarı haline dönüşebilen, vahşilik, şehvet vb. gibi duyguları kapsayan düşkün yaradılıştır. İşte karşı koymamız gereken öz benlik budur, yani yaratılışımızın bu yönüdür. İçimizdeki ruhu özgürleştirmek ve güçleştirmek için, onu en iyiye yüceltmek için bununla mücadele etmeliyiz.

Fedakârlık, bu düşkün yaradılışın ve onun isteklerini aşağılayıp kişiliğimizin soylu tarafını yüceltmek ve Tanrı 'ya yöneltmektir. Sonuç olarak en yüce anlamda fedakârlığın tanımını, tüm benliğimizi ve isteklerimizi Tanrı 'nın arzuladıklarını yapmaya hasretmek olarak tanımlayabiliriz. Bundan sonradır ki, O, gerçek öz benliğimizi arıtır ve yüceltir; ve kişiliğimiz eşsiz eşsiz ve parlak gerçeğine kavuşur.

(10 Aralık 1947, Hz. Şevki Efendi Tarafından yazılan bir mektuptan.)



Bu emrin hizmetinde olumlu sonuç almak için izlenen yol, yetenek veya maddi olanakların değil, fedakârlık ve kendini adayarak çalışmanın niteliği önemlidir.

(11 Mayıs 1948, Hz. Şevki Efendi Tarafından Avustralya ve Yeni Zelanda Milli mahfiline Yazılan bir mektuptan.)



Bizimle aynı inancı taşıyan ahbapların bize karşı takındıkları tavır ve belirttikleri duygularına fazlaca güvenmeliyiz. En önemli olan nokta, terslikleri bile fazla önemsemeden, sevgi ve uyumu güçlendirmektir; bu şekilde, insan tabiatının zayıflığı veya herhangi bir kişinin davranış ve özelliği büyütülmüş olmaz, hepimizin sevdiği Emrin uğruna verdiğimiz hizmetlere oranla kaybolup gider.

(19 Eylül 1948, Hz. Şevki Efendi)



Sürekli olarak yapmaya alışmış olduğumuz şeylerden başka şeyler yapmak bizler için oldukça zor olur. Bunun nedeni, onların özellikle güç olmalarından değil, bizler için alışılageldiğimizin dışında değişik olmasındandır. Her Bahai için ve sizler gibi bu Yüce Emri kabul eden olgun kişiler için, günlük dualar ve oruç, dinsel düzenler, ilk baçta anlaşılması ve uygulaması güç kurallar gibi gelebilir. Ancak şunu unutmamalıyız ki, bu kurallar tüm insanlığa , bundan sonra gelecek bin yıl için konulmuştur. Aslında bu kurallar, dindar Hıristiyanların Pazar günleri kiliseye gitmelerine benzer ve evlerinde bu düzeni görmeye alışan genç Bahailer için oldukça gerekli bir alışkanlık olarak kabul edilir. Bunların büyük ölçüde yararı olmasa, Hz. Bahaullah bu düzeni kurmazdı. Bu nedenle bizler, babalarının akıllı olduğunu ve yalnızca kendi iyiliklerine çalıştığını bilen çocuklar gibi, başlangıçta bunlara gerek duymasak bile, bu düzene uymayı kabul etmeliyiz. Onlara uyup, gereklerini uyguladıkça bizde sağladıkları yararları zamanla görüp anlar ve kabulleniriz.

(16 Mart 1949)



...talihsizlikler yakamızı bırakmadıkça düşünelim ve Tanrının Elçilerinin de biz insanlar gibi acılara katlandıklarını unutmayalım. Onlar da acıyı, hastalığı, kederi tattılar. Ama onlar bütün bu güçlükleri ruhlarıyla yenmeyi başardılar. İşte, üzüntülerimiz ve dertlerimiz bizi sardığında, bizim de yapmaya gayret etmemiz gereken budur. Bu dünyanın bütün belâları geçer ve geriye kendi ruhumuza verdiğimiz şekil kalır; işte önem vermemiz gereken budur. İnsanca aklımız ve gövdemiz ne biçimlere girerse girsin, Allah 'a daha yakın ve ruhani kişiler olmalıyız.

(5 Ağustos 1949 günlü, Hz. Şevki Efendi tarafından bir Bahai 'ye yazılan ve Bahai News bülteninde 231. sayıda yayımlanan bir mektuptan alınmıştır.)



"Anlatmış olduklarınızdan bir bölümü kendilerini ölçüsüz derecede üzdü. Bu durum ve olaylar, bir kısım Bahailerin tam bir ruhsal olgunluğa erişememiş olduğunu gösteriyor. Demek ki öğretileri iyice inceleyip tam olarak anlayamamışlar. Bu Emrin moral öğretileri uyarınca yaşamak, örneğin MRA 'nın prensipleri uyarınca yaşamaktan daha güç bir görevdir, ne kadar ayrıntılı ve kapsayıcı olursa olsun. Hz. Bahaullah ve Hz. Abdülbaha 'nın her sözü moral ve ahlâk davranışları öğreten bir derstir. Bunun dışındaki her şey bir şekilden, kalıptan, saf ruhların içine konulması için sunulan bir kaptan ibarettir. Bu ruh ve onu gösterecek hareket olmasa, bu kap hayatsız bir şekil ve kalıptan başka bir şey olmazdı."

"Sizin Anlattıklarınızdan şu anlam çıkmaktadır. Ahbapların bir çoğu herhalde, başlangıçta iyi bir dinsel eğitim görmemiş olmalıdır."



"MRA 'nın 4 ana prensibinin öğrenilmesinde herhalde hiç bir mahsur yoktur. Ancak şu unutulmamalıdır ki, kendi değerli dinimizin öğretileri ve prensipleri bu konuları daha derinlemesine işler ve daha çok şeyler katar onlara."



"Örneğin; zina (aldatma) bu hayattan sonraki ruhun gelişimini bozar sözü, veya içki aklı mahveder gibi sözler, Hz. Bahaullah tarafından konulmuş ne denli acı ve keskin gözlemler ise, o kadar da gerçekçi öğretilerdir."



"Bu yüce Emri sadece bir toplum için uygulamaya kalkışıp o toplumun eğitilmesi ve uymaları için konulmuş sanmak büyük bir yanlışlık olur. İnsan varlığının zayıflığı ve özellikleri büyük bir sınavdır. Bu gibi durumları düzeltmenin tek yolu veya ilk ve en uygun yolu, öncelikle kişinin doğru bildiği şeyi yapmaya yönelmesidir. Tek bir ruh koca kıtanın aydınlanmasına neden olabilir."



"Kendi hayatımızda görüp de düzelteceğimiz tek bir yanlışlık kendi toplumumuzda neyin eksik olduğunu açıkça göstermeye yeterli olabilir ve bunun üzerine kendi benliğimiz parlak bir örnek gibi yükselir ve taşıdığımız bu sevgi ve hizmet aşkı tüm Bahai ahbapların yüreğini ateşlemeye neden olur."



"Onun için, O , daima, sizlerin öğretileri derinlemesine incelemenizi, başkalarına da öğretmenizi, Emrin derinliklerini sizinle birlikte öğrenmek isteyen Bahai 'lerle beraber, herkese örnek olarak, gayret göstererek ve dua ederek bu yaşamı değiştirmeye çalışmanızı istiyor.

(30 Eylül 1949, Hz.Şevki Efendi)



Hz. Bahaullah 'ı, O 'nun Emrini, Kurumlarını gerçek bir sevgi ile anlamadıkça, ve Bahailer birbirlerini sevmedikçe, bu Emir büyüyüp gelişemez ve sayıca çoğalamaz; çünkü, dünya bizlerden öğüt dinlemek değil, sevgi ve iş bekliyor.

(25 ekim 1949)



"Ancak mektubunuzun yansıtmak istediği durumlardan, tüm sorunları yanlış bir tutumla ele aldığınız görülüyor. Bu yalnızca toplumunuz için değil, tek tek şahıslar için de böyle. Öncelikle sormak gerek sizlere; Bahai sevgisine ne oldu? Birlik ve uyumun öncelikle her şeyin üstünde olması gerekmez mi? Özel duygular ve düşünceleri feda edip sevgi ve uyum sağlamak için gösterdiğiniz arzu ve istek yeteri kadar güçlü mü? Neden Bahailer, ruhani yasalara uyulmayan durumlarda yönetim yasalarının işlerliğini tartışıyorlar?"



"Bu nedenlerle, tüm çabalarınızla gayret etmeli ve birbirinize karşı 'Radikal', 'Gerici', 'Tutucu', 'İlerici', 'Emrin düşmanı', 'Bozguncu' gibi terimler kullanmaktan tüm Bahailer kesin olarak kaçınmalıdırlar."



"Bir an için durup sevgili Hz. Bab ve şehitlerin hayatlarını hangi amaçlar uğruna verdiklerini anlamaya çalışsak, Hz. Bahaullah ve Abdülbaha 'nın ne sıkıntılar çektiklerini bir düşünsek, Ben inanıyorum ki hiç bir Bahai böyle kırıcı ve itham edici terimleri ve yakıştırmaları bir daha ağzına almaz ve birbirlerine söylemezler."

"Ahbaplar kendi aralarında kavgalarını sürdürdükçe tüm çabalar boşunadır ve Tanrı 'ya karşı baş kaldırmış sayılırlar."

(25 Şubat 1950, Hz. Şevki Efendi)

"Bir bakıma söyle de diyebiliriz; iki türlü Bahai vardır: Biri sadece dini Bahai olan vardır, diğeri Emir için yaşayan Bahaidir. Gerçek şudur ki, ikinci tür Bahailerden iseniz, kahramanların, şehitlerin ve azizlerin öncüsü olabiliyorsanız Tanrı katında daha bir Yüceliğe erişebilirsiniz."

(16 Nisan 1950, Hz. Şevki Efendi tarafından yazılan mektuptan alınmıştır. Bahai News 24. sayısında 1951 martında yayımlanmıştır.)



"Öyle bir ruh düzeyine erişmeliyiz ki öncelikle Tanrı her şeyden önce gelmeli, tüm insancıl arzular bizi ondan uzaklaştırmamalı. Oysa ki hep görüyoruz, kişisel ilişkilerdeki bağlar nedeniyle veya güçlü kin duygularıyla insanlar prensiplerden vazgeçmekte veya Tanrı yolunda yürümekten kendilerini engellemektedirler...
Tanrıyı sevmeliyiz. Bunu gerçekleştirdiğimizde, tüm insanları sevmemiz mümkün olur. Her insan yaratığını sevmek mümkün olmasa bile tüm insanları yaratan Tanrı 'ya karşı olan sevgimizle, insanlığa karşı olan sevgimiz yeşerir ve yücelir.

(4 Ekim 1950, Hz. Şevki Efendi)



"Oradaki toplumunuzun üyeleri arasında birlik ve sevgi duygularını geliştirmek için elinizden gelen çabayı harcamanızı isteriz. Gerçekten buna büyük bir gerek vardır.
Yeni topluluklarda her şeyi usulünce ve nizam içerisinde yapmak arzusu ile Emrin yönetiminde unutulan bir gerçek vardır. Unutulmaması gereken şey ruhani ilişkilerin, toplum işlerinin yönetimi ve yürütülmesinde uyulması gereken yasa ve idari nizamlardan daha büyük önem taşıdığı ve önceliği olduğu hususudur.

(2 Ekim 1950, Hz. Şevki Efendi)



"Emir için çalışmalarına bir süre ara vermiş bulunan arkadaşınız için Emrin Velisi Şöyle buyuruyorlar:
Hizmetlerine yeniden başlamış olması gerçekten daha başka hizmetlere koşması için onu uyaracaktır. Emirde her şeyden önce hizmet başarı getirir. Hizmet ilâhi teyitleri çeken bir mıknatıstır. Böylece çalışkan ve hareketli bir kişi Kutsal Ruhun inayetine kavuşur. Hareketsiz olanların varlığı ise boş bir hazinedir ve bunlar Kutsal Ruhun iyileştirici ve hareket verici ışınlarından yararlanamazlar."

(12 temmuz 1952, Hz. Şevki Efendi)



"Ne denli güç ve zorlayıcı olsa da bu şanlı uğraş hiç kuşkusuz özellikle inançlı kişilerden kaynaklanır; Onlar ki, tüm toplumun kaderini çizerler ve oluştururlar. Nasıl ki bir dokumanın kalitesi ve deseni onu oluşturan atkı ve çözgülerin birleşiminden meydana gelir. Nasıl ki, dünyayı saran güçlü zincirin halkalarını tek tek onlar meydana getirir. Nasıl ki, dünyanın her tarafında yükselmeye başlayan yönetim yapılarının temel taşları ve yücelen duvarlarının tuğlaları onların tek tek birleşerek bir arada bulunmaları ile güçlenir. İşte bu destek olmadan, bu içten davranışlı, devamlı, cömert, tedbirli, düşünceli, üyesi bulunduğu toplumun milli bir temsilcisi gibi davranan bu kişilerin candan desteği olmazsa başarısızlığa mahkûm olunur. Toplumun her kesiminden gelen bu destekler olmasa, Emrin dünya merkezi bile bundan etkilenir ve hareketsizliğe dönüşür, adeta felç olur. Bu ilâhi plânı çizen O Yüce kişi de işin yürütülmesi sırasında doğacak eksikliklerden etkilenir ve engellenir. Emrin kurucusu Hz. Bahaullah 'ın kendisinin destekleyici gücü bile, kendine düşen görevleri yerine getirmeyen şahıslar yüzünden uzun bir süre etkilenir ve engellenmiş olur.

(28 temmuz 1954, ABD Ruhani mahfiline gönderilen bir mektuptan.)



"Bahailiği yeni kabul etmiş bir kişiye ne olur? Aslında olan o insanın özünde yeni bir ruhun tohumlanıp filizlenmesidir. Bu tohum ilâhi ruhun pınarından sulanmalıdır. Dualar, münacatlar, Tanrı 'yı anmalar, Saklı Sözleri tekrarlama ve Tanrı 'nın Emri yolunda hizmet aynen toprağına tohum ekilen bir tarlanın sürülmesi gibidir. Toprağın sürülerek zenginleşmesi ve tohumu daha güçlü büyütebilme olasılığı sağlanmalıdır. Aynı şekilde ruhun da gelişimi bu şekilde sağlanır ve sonunda İlâhi Ruhu yansıtacak bir parlaklığa kavuşur. İşte bu şekilde insan ruhu gelişimini tamamlayıp yücelir."



"Bu aşamada güçlüklerle karşılaşılan, sıkıntıların çoğaldığı dönemler olacaktır elbet. Ama bütün bu güç denemelere karşın kişi güvenle o İlâhi Zuhura yönelip, O 'nun İlâhi öğretilerini dikkatle incelerse ve O 'nun hayır dualarını alırsa gerçekten görecektir ki kendisine vermiş olduğu nimetlerdendir."



"Kendi hizmet yolunuzda önünüze çıkacak güçlüklere de işte bu gözle bakınız. Sizi geliştirecek ve büyütecek araçlardır bunlar. Kafanızı bozan tüm sorunlarınızdan birdenbire kurtulacak ve onları yeneceksiniz. Ve bunları neden dert edindiğinize kendiniz de şaşacaksınız. Bir kişi tüm kalbini ve aklını Emre hizmet yolunda toplamalı ve kullanmalıdır. Ve kendisine tek rehber Hz. Bahaullah tarafından konulan yüce prensipler olmalıdır. Bu yapılınca Mele-i Alâ askerleri yardımınıza gelir ve tüm güçlükler yenik düşer."

(6 Ekim 1954, Hz. Şevki Efendi)



"Yolumuz dikenlerle ve bizleri deneyecek sınavlarla doludur, ancak sizin de dediğiniz gibi tüm ahbaplar Hz. Bahaullah 'ın öğretileri uyarınca yaşamayı öğrenecek olsalar göreceklerdir ki, gerçekten güçlü ve gizemli yollar önlerindedir ve her an güvenli bir yardım eli yanı başlarındadır. Bu yolda tüm engeller kolaylıkla yenilir ve sonunda mutlak başarıya erişilir."

(23 Nisan 1956)



"Görevinin ne ve nasıl olması gerektiğini aslında kişinin kendisi bulmalıdır, bunun için kişi önce kendi bilincine danışacak, dua edip yakaracak, yücelme gücüne baskıda bulunan doğal tembellik duygularından arınmak için erkekçe bir güç ile karşı koyacak; kendisine engel olan bağları koparacak bir savaş verecek; yolunu kapatan tüm düşünceleri kafasından silip çıkaracak ve yalnızca bu yüce Emrin yolunda ve danışmanlığı ışığında, tam bir uyarlılıkla hep birlikte yürüyecektir. Rehberi O Yüce örnek kişi olacak ve peşinde kadın-erkek, yaşamın her türlü yollarında kalplere yönelecek ve kabul etmiş olduğu bu Yüce Emrin etrafında başkalarının da toplanmalarını sağlamak için düşüncelerini, sözlerini, davranışlarını belirleyen özellikleriyle hareket edecek ve incelikle, sevgi ile yakaracak ama sebatla başkalarını da bu yola gelmeye inandıracaktır."

(19 Temmuz 19?? ABD Milli Ruhani Mahfili ne)



"Bölgenizdeki ahbapların birbirleri ile geçinemediklerini ve uyumsuzluklarını öğrenmekten büyük üzüntü duyduğunu belirtmiş ve tüm inananlar için yapılacak en doğru işin kendilerini Emrin öğretilerine bırakmaları, birlik ve beraberlik düşüncesi ile Emrî kuruluşa uymaları olduğunu belirterek şöyle demiştir: "Bu gibi deneyler ve sınavlardan tüm Bahai Toplumları geçmek durumundadırlar. Bunlar o an için kişilere çok dayanılmaz gelebilir. Ancak ne var ki, sonradan geriye bakıldığında, tüm olanların insancıl zayıflıklardan ve yanlış anlaşılmalardan doğmuş olduğu görülecektir. Tüm Bahai Toplumlarının bu gibi büyüme sancılarına tutulması kaçınılmaz bir olaydır.

(25 Kasım 1956 günlü bir yazıdan alınmıştır.)



"Sizleri kösteklemek için önünüze konulan engelleri aşıp, aynı o engelleri yücelmek için basamak taşları yapınız." Sözünü söyleyen Hz. Abdülbaha 'nın bu cesaret verici kuralını uygulamaya koyduğunuzu görmekten sonsuz mutluluk duydum. Geçmiş yaşam yıllarınızda çok engellendiniz ama bu deneylerden yenilmediniz ve gücenmediniz, aksine kendinizi arıttınız, kişiliğinizi yenilettiniz ve gelecekte daha iyi bir vatandaş olmak için kendinizi geliştirdiniz. Güçlendiniz. İşte bu, Tanrı görüşüyle, memnunluk verici bir olaydır."

(26 Mart 1957, Uganda, Farm Kitalya 'da hapiste bulunan Bahailere yazılan bir mektuptan.)



"Dünyanın bugün içinde bulunduğu şartlar karşısında Bahailer Hz. Bahaullah 'ın yolunda ve O 'nun takipçileri olarak, O 'nun emirlerine itaatkâr ve O 'nun istediği dünya düzenini kurma yolunda cesaretle ve sıkı sıkıya birlikte durarak dayanışmalıdırlar. Uzlaşma yolu ile Emri yaygınlaştırıp başkalarının kalbini kazanamayız. Bu çok kere büyük bir özveri gerektirir. Ancak ne var ki, bizler doğru olan şeyi yaptığımızda Tanrı bize gereken gücü verir ve O 'nun tüm lütufları üzerimizde olur. İşte böyle günlerde bize gelen her tür belâların aslında bizlere birer lütuf olduğunu anlar ve öğreniriz."

(7 Mayıs 1957, Avustralya Ruhani mahfiline yazılan bir mektuptan.)



"Bazı toplumlardaki örnek Bahailerin veya en iyi öğreticilerin başka yerlere göç etmeleri nedeniyle ahbapların sahipsiz kaldıklarını iddia etmeleri yeterli bir sebep değildir. "İyi bir öğretici" veya "örnek bir Bahai" tanımlanması sadece kendini Emir yolunda çalışmaya adamış herhangi bir Bahai 'den başka bir şey değildir. Bahai öğretilerini derinlemesine bilen ve anlayan, Hz. Bahaullah 'a güvenen ve O 'nun hizmetinde kendi yeteneklerince çalışan her kişi aynıdır. Bir başka deyimle, bu kapıyı kim hızla ve istekle çalarsa, kapı ona açılır. İstek ve arzu gücü olursa mutlaka bir çıkış yolu bulunur. Bu yol yerel olarak yapılmış bir çalışma olabilir, Amerika 'da yeni bir yöreye gidip yerleşme olabilir veya yabancı ülkelere göç etmek olabilir.



Gerekli cesaret ve başkanlık görevini sadece sizin vücudunuz sağlamakla kalmamalı, sizler diğer ahbapları da güçlendirmeli ve harekete geçirebilmelisiniz. Yerel Mahfiller ahbapların bu gibi amaçlara ulaşmalarını kolaylaştırmak için gereken her şeyi yapmalıdırlar. Her Bahai bireyi bu bu günün Emir yolunda hizmet günü olduğunu kendi benliğinde duymalı ve görevinin bilinciyle hemen işe başlayarak gelecek altı yıl içerisinde neler yapabileceğini ve Emrin amaçlarını nasıl hızlandırıp güçlendireceğini kendi kendine sormalıdır. Bahailer Tanrı 'nın insanlık içerisine koyduğu -maya-dırlar. Tüm milleti mayalandıracak olan işte bu özdür.

(21 Eylül 1957, Hz. Şevki Efendi 'nin ABD Ruhani Mahfiline yazdığı bir mektuptan alınmıştır.)





Hayatı Yaşamak - Ek Kılavuz



Aşağıdakiler bir şahsın sorularına cevaben yazılmış bir mektuptan parçalardır. Geneli ilgilendirdiğinden bunları sizlere de gönderiyoruz.



"Fiziki yaşamımızı kontrol eden, vücudumuzun belli gıdalara olan ihtiyacı, ısının belli bir derecede ve düzeyde tutulması vs. gibi ruhani hayatimizi da yöneten bazı kanunlar vardır. Bu kanunlar her devirde insanlığa Tanrı Zuhurları tarafından bildirilir. Eğer sağlıklı ve olumlu bir gelişme isteniyorsa gerek kişi olarak gerekse insanlık için bunlara uymak çok önemli ve zorunludur. Dahası, bunlar birbirleriyle yakından bağlantılıdır. Bir kişi bile bu ruhani kuralları çiğnerse sadece kendi kişisel gelişmesini engellemekle kalmaz, içinde yaşadığı topluluğa da zararı dokunur. Aynı şekilde içinde yaşamak zorunda olduğu toplumun durumu da ona doğrudan etki eder .



Sizin de belirttiğiniz gibi İlahi Emrin öğretilerinden bu kadar farklı olan bugünkü dünya koşullarında Hz. Bahaullah 'ın kanunlarını yürütmek çok güçtür. Buna rağmen, insanlığın sağlıklı fonksiyonu bazı kanunlar vardır ki, durum ne olursa olsun bunları uygulamak zorunludur. İnsancıl zayıflığın derecesini bilen Hz. Bahaullah diğer kanunların tedricen ve kademeli olarak uygulanmasını sağlamıştır. Fakat bu diğerleri de bir kez uygulamaya konuldu mu, devam edilmelidir aksi halde toplum, düzelme ve reform olacağı yerde giderek kötüleşen bir duruma sürüklenir. Tanrı kanununda kendi yaşamlarında itaat ve zamanla tüm insanlığın bu kanunların kabulünü sağlamak Bahailer için meydan okuyucu bir görevdir.
Bu kanunlara itaatin kişilerin yaşamı üzerindeki etkilerini düşünürken akılda tutmalıyız ki, bu yaşamın gayesi ruhu gelecek yaşam için hazırlamaktır. Burada kişi hayvansal içgüdülerine esir olmak yerine onları ne şekilde kontrol edip yönlendireceğini öğrenmelidir. Bu dünyadaki yasam ardı sıra gelen sınav ve başarılar ile geri kalma ve yeni ruhani atılımlar yapmaktan ibarettir. Bazen bu yol çok zor görülebilir, fakat kişi tekrar bütün bu zorluğa rağmen Hz. Bahaullah 'ın kanunlarına uymakla ruhunun sürekli geliştiğine tanık olur. Diğer taraftan kendi yüzeysel mutluluğu için bu kanunlarda ödün veren kişi ise, bir kuruntuyu izlemekte olduğunu fark eder. Aradığı mutluluğu bulamaz, ruhani gelişmesini engeller ve çoğu zaman kendi başına yeni problemler açar."


--------------------------------------------------------------------------------

Açık bir örnek getirmek gerekirse ebeveynlerin evlilikte onayını gerektiren Bahai kuralı söylenebilir. Çoğu zaman koyu bir tutuculuk veya ırkçılık yüzünden Bahai olmayan ebeveynler tarafından bu onayın verilmediğini görürüz. Fakat o gençlerin Bahai kanununa olan azimli sadakatlerinin böyle ebeveynler üzerindeki son derece olumlu etkisine tekrar ve tekrar şahit olunmuştur. Söyle ki, çoğu zaman bu ebeveynler sonuçta izin vermekle kalmamış, onların karakterleri etkilenmiş ve çocuklarıyla aralarındaki ilişkiler de güçlenmiştir.

Dolayısıyla bütün güçlüklere rağmen Bahai kanununa sıkı sıkıya sarılmak suretiyle sadece kendi kişisel karakterimizi güçlendirmekle kalmayıp, etrafımızdakileri de etkileriz.



Bahai öğretileri cinsel ilişkiler konusunda çok açıktır. Sadece bir erkekle kanuni karısı olan bir kadın arasında yapılmasına izin verilir. Bu konuda Hz. Şevki Efendi adına yazılmış ve bu konunun çeşitli yönlerine ışık tutan dört mektubundan bölümleri sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bunlardan biri sizin de aktardığınız paragrafı içermektedir.



"Cinsel sorun ve bunun evliliğe olan ilişkisi hakkında Bahai tutumunu sormuştunuz."

"Bu çok önemli ve hakkında çok farklı görüşlerin mevcut olduğu konuda Bahai öğretileri çok açık ve kesindir. Kısaca özetlenirse Bahai anlayışında seks her iki cinsinde tam bir şekilde arılık (bekaret) prensibine uymasına dayanır. Bu sadece bekaretin kendisinin ahlak yönünden çok iyi ve öğütlemeye değer olması yani sıra, mutlu ve basarili bir evlilik hayatinin da tek yolu olmasından ötürüdür. Dolayısıyla, evlilik dişi cinsel ilişkiler her ne formda olursa olsun yasaklanmış ve bu kanunu çiğneyenlerin sadece Tanrı 'ya karşı sorumlu tutulmalarıyla yetinilmemiş, toplum tarafından da gerekli cezaya çarptırılmaları öngörülmüştür."



"Bahai Dini seks içgüdüsünün değerini bilir ve takdir eder, ancak bunun serbest aşk, şehvet evliliği ve başka akımları gibi yasal olmayan ve uygunsuz uygulamalarının -ki bunların kişiye ve içinde yaşadığı topluma zararlı olduğuna inanır- şiddetle karşısındadır. Seks içgüdüsünün uygun kullanımı her şahsın doğal bir hakkidir ve zaten evlilik kurumu da sırf bu gaye ile kurulmuştur. Bahailer seks içgüdüsünün bastırılmasına değil, onun kontrolüne ve düzenine inanırlar.

5 Eylül 1938 tarihli bir şahsa yazılmış mektuptan



"Karı ve kocamız dışında biriyle aramızda doğabilen kuvvetli bir aşkın yaşamımızdaki yeri konusunda yönelttiğiniz soru öğretilerimiz açısından kolayca yanıtlanabilir. İffet evlilikten önce ve hem de evlilikte arı ve namuslu bir seks yaşamı içerir. Evlilikten önce kesin bir iffet ve evlilikte kişinin eşine kesin bir sadakat gerektirir. Bu tüm seksüel ilişkilerde, sözde ve harekette sadakat demektir."

"Bugün dünya başka şeyler yanında fiziki aşkın önemini üzerinde de abartmaya gömülmüş, ruhani değerlerin ise yoksulluğunu çekmektedir. Tarihin dejenere olma dönemlerinde rastlandığı gibi, bugünkü çevre de evliliğin fiziki yönünde olduğundan fazla önem verme eğilimindedir. Dostlar bunu akılda tutarak kendilerini mümkün olduğu kadar bu seviyenin üstünde tutmaya çalışmalıdırlar. Normal yasal evlilik yaşamları dışında insanlarla fiziki yaşamları için değil, kişinin ruhani değerlerinden kaynaklanan sevgi ve kardeşlik bağları ve ilişkileri kurmaya çalışmalıdırlar. Birçok başka alanlarda olduğu gibi, Bahailerin örnek olup, gerçek insan yaşamının standartlarını başkalarına göstermeyi gerektirir ki bu da insan ruhunun bilinçlenip ruhunun yüceltilmesinde vücudun bir araç olduğunu kabul eder. Söylemeye gerek yok ki, bu yasal evlilik vasıtasıyla kişinin tam anlamıyla normal bir cinsel hayat yaşamasını hiç bir zaman yasaklamaz."

28 Eylül 1941 tarihinde yazılmış bir mektuptan



"Bahai öğretilerinde evlilik dışında seks içgüdülerimizin ortaya çıkabileceği herhangi bir yasal sekil olup olmadığı konusuna gelince, kanunen evli iki kişi arasında yapılmayan hiç bir seks ilişkisi ahlaki ve yasal sayılamaz. Evlilik dışında seksüel içgüdü görünümü yasal ve sağlıklı olamaz. Bahai gençleri bir yandan kendi kendilerini kontrol etmeye öğretilirken (-ki bu uygulandığı zaman genelde karakter ve şahsiyet gelişmesinde çok olumlu gelişmeler olacaktır.) diğer yönden henüz genç ve fizikten tam güçlü oldukları dönemde evlenmeleri öğütlenmeli ve hatta teşvik edilmelidir. Ekonomik nedenler hiç kuşku yok ki, çoğu zaman erken evlilik için bir engeldir. Fakat çoğu durumlarda bu bir mazerettir ve dolayısıyla abartılmamalıdır."

13 Aralık 1940 tarihli, bir sahsa yazılmış mektuptan



"Sizin tekrar evlenmenizin tavsiye edilip, faydalı bir şey olup olmadığı hakkındaki sorunuza gelince, bu konuda size kesin cevap vermenin mümkün olmadığı düşüncesinde olup, bu olayın özel bir olay olduğu, şahsinizin ve çevrenizdeki dostlarınızın veya Mahalli Mahfilinizin bu konuda daha sağlıklı bir yanıt verecek durumda bulunduğuna inanıyor. Tabii ki normal koşullarda herkes evlenmeyi moral bir görev saymalıdır. Bu, Hz. Bahaullah'ın dostları teşvik ettiği bir konudur. Fakat evlilik Hiç bir surette zorunlu değildir. En son aşamada kişinin bir aile hayati mi yoksa bekarlık mi sürdürmek istediğine yine kişi karar verecektir."

3 Mayıs 1936 tarihli, bir mektuptan



"Emrin Velisi'nin "toplumun vermesi gerekli ceza" konusundaki alıntısını sürprizle karşıladığını belirtiyorsunuz. Akdes Kitabı’nda Hz. Bahaullah seksüel ahlaksızlığı yasaklayıp, O kitabin ekinde ise çeşitli seks suçlarının derecelenip, bunlardan doğacak cezaların tespitini Yüce Umumi Adalet Evi'ne yüklüyor. Bu nedenle şu konu iyice anlaşılmalıdır ki, Bahai Dini'nde kişilerin başkalarıyla tutumlarıyla (-ki bunlar şefkatli bir bağışlama, sabır ve başkalarınınkinden daha fazla kendi kusurlarımızla ilgilenmeyi içerir.) Ruhani Mahfillerin tutumları arasında önemli bir fark vardır. Mahfillerin görevi Tanrı Kanunu'nu adaletli bir şekilde uygulamaktır.



Homoseksüellik ve transseksüellik gibi pek çok seks probleminin tıbbi yönleri olabilir ki, bu hallerde kesinlikle en iyi tıbbi yardıma başvurmak gerekir. Fakat Hz. Bahaullah 'ın öğretilerinden açıkça anlaşılan, homoseksüelliğin ödünle bağdaştırılacak bir konu olmayıp, kontrol altına alınıp tedavi edilmesi gerekliliğidir. Bu güçlü bir mücadele gerektirebilir. fakat heteroseksüel bir kişi de arzularını kontrol edebilmek için mücadele verir. Nefsi kontrol için yapılan bu mücadele yaşamın pek çok diğer yönlerindeki mücadeleler gibi ruhun gelişmesinde olumlu etkiler sağlar. Yine sürekli akılda tutulmalıdır ki, evlilik arzu edilen bir şey olup, yasamın en temel bir amacı değildir. Eğer bir kişi uygun bir es bulmak için uzun süre beklerse ve hatta sonunda bulamayıp tek kalırsa bu, kişinin yaşamının amacına eremeyeceği anlamına gelemez.



Burada sadece Bahailerin, Hz. Bahaullah 'ın kanunlarına karşı olan tutumlarından bahsedilmiştir. Fakat ailevi ve seks problemleri üzerine rehberlik yapan bir doktor olarak çoğu zaman henüz Hz. Bahaullah 'ı tanımayan, O 'nun kanunlarına uymak için bir nedeni bulunmayan Bahai olmayanlarla ilgilenmektesiniz. Siz sahanızda yeni mezun olmuş bir pratisyensiniz ve kuşku yok ki, insan beyni büyüyüp, gelişmesi ve fonksiyonu hakkında Hz. Bahaullah 'in öğretilerinden habersiz olarak öğrenip oluşturduğunuz, öğrenim ve deneyim sonucu edindiğiniz bir kavramlar bütünü açısından öğüt vermektesiniz. Simdi bir Bahai olarak Hz. Bahaullah 'in, insanin yasam amacı, insan benliği niteliği ve doğru davranışları hakkında öğrettiklerinin ilahi bir kaynaktan geldiğini ve dolayısıyla gerçek olduğunu biliyorsunuz. Sonuçta Bahai öğretilerini iyice anlamak için onları çalışmanın yani sıra, bu öğretilerin profesyonel kavramlarınızda nasıl değişiklikler oluşturacağını da ortaya çıkarmak için zamana gereksiniminiz vardır. Bu bir bilim adamı olarak size çok özel bir güçlük yaratmamalıdır. Araştırmalarda sık sık yeni keşfedilen bir faktör sosyal bilimler alanının büyük bir kesiminde yeni bir düşünce devrimi yaratır. Her defasında profesyonel ve Bahai öğretileri hakkındaki bilginiz geliştikten sonra olgunlaşan adaletiniz sizlere bu konuda rehber olsun. Hiç kuşku yok ki bu sayede, mesleğiniz gereği ilgilendiğiniz insan problemleri hakkındaki görüş ve anlayışınız değişip gelişecek ve size yönelen insanlara yeni ve daha etkin yardim yolları keşfedeceksiniz. Psikoloji henüz yeni ve kesinlik kazanmamış bir bilim dalıdır. Zamanla Hz. Bahaullah 'in öğretilerinden insan yaşamının gerçek standardını bilen Bahai psikologları bu bilimin gelişmesinde büyük adımlar atıp, insan acı ve ıstıraplarının büyük ölçüde kaybolmasına yardımcı olacaklardır.

6 Şubat 1973 tarihli bir mektup, Tüm Milli Ruhani Mahfillere gönderilmiştir.



HAYATI YAŞAMAK KİTABI 'NIN SON SÖZÜ


"Bir Bahai olarak gelişiminizi inancınızda olduğu kadar karakterinizle de göstereceğiniz ümidindeyiz. Hz. Bahaullah 'ın tüm amacı bizlerin yeni tür bir insan olmamız; doğru, yumuşak, zeki, anlayışlı ve dürüst olmamız ve insan gelişimindeki bu yeni devirde O 'nun koymuş olduğu büyük yasalara uygun hayat yaşamamızdır. Kendi kendimize "Ben Bahaiyim" demek yeterli değildir; içten bir duyuşla, bir Bahai hayatı yaşayarak aydınlanmalı ve soylulaşmalıyız."



"Hepsinden önemlisi, Bahai Toplumunda sevgi ve birliğin her şeyin üstünde tutulmasıdır, çünkü bugün kü dünyanın karanlık durumunda halkın en çok özlemini çektiği şey budur. Yaşayan bir örnek gösteremeyen kelimeler hayal kırıklığına uğramış ve maddeci bir görünüme sahip bugünün kuşağına umut verici olamaz."



"Özellikle gençliğin ısrarla ve devamlı olarak bir Bahai yaşamına örnek olmaya çalışması gerekir. Bugün çevremizdeki dünyada her gün daha bir ahlaki çöküntü, karışıklık, kabalık ve terbiyesizlik görmekteyiz. Bahai gençleri bütün bunlara karşı olmalıdırlar ve kendi temizlikleriyle, doğruluklarıyla, iyi ahlak, ilgi ve iyi terbiyeleriyle, genç olsun, yaşlı olsun, başkalarını emrin kanatları altına çekmelidirler. Dünya artık sözlerden bıkmıştır ve artık örnek istemektedir, ve bu görev de genç Bahailere düşer.”

Autor: Derlemeler - Kategorie: Derlemeler - Strany: 0 - Kapitoly: 0
© Erfán.cz & phpRS